Santa Cruz ve yol arkadaşlarından ayrılış

Yaklaşık bir haftadır yazı yazmadığım için lütfen kusuruma bakmayın. Santa Cruz’dan çıktıktan sonra, önce buraların Şirince’si sayılabilecek olan Samaipata’ya gittim, daha sonra ise Vallegrande- Villa Serrano üzerinden Sucre’ye geldim. Yol boyunca internet bağlantısı bulmak mümkün olmadı. Samaipata’da bir kaç tane internet kafe vardı ama sayelerinde tarih öncesi çağlara yolculuk etme fırsatı buldum. 5 bilgisayar için 128 kbps bağlantı vardı. Friendfeed’e “Ben iyiyim, her şey yolunda, kib, öpt.” minvalinde bir feed girmem yaklaşık 20 dakika sürünce bloğa yazı yazma fikrinden mecburen vazgeçtim.

En son Paraguay cehenneminden çıkıp Bolivya’nın güven veren şehir ışıklarına ulaştığımızı yazmıştım. Her yazıyı Lost gibi gizemli bitirmeye alışmışım herhalde baktım da son yazıyı pek olaylara gebe bitirmişim. Yok boşuna heyecanlanmayın, Santa Cruz’da başıma daha fazla bela gelmedi.

Terminal’e vardığımızda gece saat 2 civarıydı. Santa Cruz’a yeni bir Uluslarası Terminal açmışlar ama sanırım sadece gündüzleri açık. Zira otobüsün bizi indirdiği yerde iki üç taksici ve termosla kahve satan bir kadın dışında in cin top atıyordu. Otobüsten bizimle birlikte bir  İtalyan ve nereli olduğunu unuttuğum kız arkadaşı, Peru’da kilisenin organize ettiği bir gönüllülük organizasyonunda çalışan ve bir kaç aylığına kıtayı gezmeye çıkmış 18 yaşında bir alman da inmişti. İtalyan ve Alman sınırda bizim gümrükçü tarafından otobüsten indirilip bir güzel taciz edilmişti. 30’lu yaşlarda olan İtalyan bu olaydan pek etkilenmemiş gözükse de diğer çocuk hala olayın etkisindeydi ve ürkmüş gözüküyordu. Çaresiz hep beraber tuvaletin önüne kamp kurduk ve durum değerlendirmesi yaptık. İtalyan ve arkadaşı sabah  Lima tarafına gideceklermiş o yüzden terminalde beklemek istiyorlardı. Bize gelince günlerdir uykusuz, perişan bir haldeydik ve eşyalarımız hala ıslaktı. Ama gecenin bu saatinde herhangi bir otele giriş yapsak check-out konusunda sorun yaşayacaktık. Sabahı beklemek ve sonra bir otel bulmak daha akıllıcaydı.

Terminal aynı bizdeki gibi merkezden uzak gereksiz bir yere inşa edildiği için terminalin dışındaki sokaklar biraz tekinsiz gözüküyordu. Terminal içerisinde ise beklemek için tuvalet önü dışında uygun bir alan yoktu. Laf aramızda tuvaletler de oldukça pis ve gayet kokuluydu. Baktık ki Terminalde kaldırımın üzerine tüneyerek sabahı edemiyeceğiz. Gidip taksicilere bildikleri 24 saat açık bir restorant ya da cafe olup olmadığını sordum. Taksicilerden biri bildiği bir restoran olduğunu ve 15 bolivianos yani 2 dolara götürebileceğini söyledi. Yanımıza alman çocuğu da alarak -ki zaten garibim 3 gün boyunca bizden hiç ayrılmadı- taksiye doluştuk.

Taksici bizi 4 caddenin birleştiği bir kavşakta küçük bir pizzacının önünde indirdi. Gittiğimizde mekna bomboştu ama gecenin ilerleyen saatlerinde aynı bizim işkembeciler gibi akşamcılarla dolup taştı.  Hani insanlar içtikten sonra işkembeciye o da olmadı Kızılkayalar ya da Bambi’ye giderler ya, burada da akşamcılar geceyi bu pizzacıda sonlandırıyorlar. Biz de oturup parça pizza siparişi verdik.  Daha yemeğimizi bitirmeden ilk akşamcı grup damladı. İki erkek ve iki kızdan oluşan grup zil zurna bir şekilde oturup, pür neşe sohbet etmeye başladılar. Türkler yüksek sesle konuşur diye biliyorsanız bunu unutun. Yüksek sesle sohbet etmek konusunda hiç bir millet Güney Amerikalıların eline su dökemez.

Bunlar oturduktan sonra grubun en yüksek sesle konuşup kahkaha atan 40’lı yaşlardaki  dominant üyesi dayanamayıp  bize de laf attı. Kimsiniz, kimlerdensiniz gibi sorular sordu. Biz üçümüzün Türkiye’den, yanımızdaki arkadaşın ise Almanya’dan geldiğini söylediğimizde “inanmıyorum!” diyerek çat masamıza oturdu. O kadar sarhoştu ki otururken masada ne var ne yok dağıldı. Gönenç’in kolası döküldü. Adam hemen garsona dönüp “Buraya bir kola hemen! Benim hesabıma yaz.” dedi. Adamın neden heyecanla bizim masaya oturduğunu konuştukça anladık. Santa Cruz’un kalburüstü ailelerinden birine mensup olduğu her halinden belli olan davetsiz misafirimiz, üniversiteyi İngiltere’de okumuş daha sonra da 3-4 sene Almanya’da yaşamış. Türk ve Almanlara olan aşinalığı ve ilgisi oradan. Bir süre Avrupa’da yaşadıktan sonra dönüp buradaki arazilerinin ve işlerinin başına geçmiş. 6-7 dil bilen ilginç bir karakterdi. Bize “Bu saatte neden burada bekliyorsunuz?” diye sordu. Biz ona durumu anlattık, sabaha karşı bir otel bulup yerleşeceğimizi söyledik. Adam bize, otele ne gerek var, benim şehir dışında evim var gelin oraya yerleşin, istediğiniz kadar kalın, dedi. Ek bilgi vereyim bu Santa Cruz’da zenginler -ki bunlar 300-400 bin dolarlık arabalara binen cinsten bayağı zengin tipler- şehrin dışında villalarda oturuyorlar. Biz birbirimize, ne yapalım gidelim mi diye baktık. Sonra aklımıza adamın haddinden fazla sarhoş olduğu ve sabah kalktığında bizi hatırlamayacağı geldi. Adama kibarca teşekkür ettik. Adam sevgilisini de bizim masaya çağırdı ve ikisi birlikte bize Santa Cruz ile ilgli yarım saat bilgi verdiler. Nereler gezilir, nere de kalınır, neler yenilir ayrıntılı ayrıntılı anlattılar.

Bu grup kalktıktan bir 5 dakika sonra bunlardan 3 kat daha sarhoş ve yaygaracı bir diğer grup daha geldi. Bir süre sonra o gruptan da bize laf attılar. 50 yaşlarında Yull Bryner tipli olanı nereli olduğumuzu sordu. Biz Türkiye’den geldiğimizi söyleyince ayağa kalkıp koşup bize sarıldı. “ne tesadüf ben de Ermeni’yim, biz kardeşiz.” dedi. Bir süre adam ile sohbet ettik, o kadar sarhoştu ki ayakta bile zor duruyordu. Sürekli tek bildiği türkçe kelime olan -ki o da türkçe değil:)- “Selamün aleyküm”  ü tekrarlayıp duruyordu. Bir süre de onunla konuştuk.

Bu arada saat 6’ya yaklaşmıştı. Günlerdir açlık ve uykusuzluk ile süslenmiş perişanlığımıza pizzacıya gelen akşamcı sarhoşlarla girilen uzun sohbetler de eklenince iyice  bitap düşmüştük. Dedim atlayalım bir taksiye gidip bir otel bulalım, ne olursa olsun konuşuruz ertesi gün check-out yapma üzerine pazarlık yaparız. Oradan bir taksiyi çevirip ilk sarhoş grubun bize verdiği hostellerden ilkinin adresini verdik. Taksici ile 3 tane hostel dolaştık ama ne yazık ki hepsi doluydu. O zaman terminale dönelim terminal çevresinde kesin boş odası olan otel buluruz. Hep beraber Terminale gidip bavullarımızı indirdik ve Alman çocukla beraber otel aramaya başladık. En sonunda ertesi gün check-out yapma şartı ile  kişi başı 4 dolara 4 kişilik banyosuz bir oda bulduk.

Eşyalarımızı terminalden alıp otele yerleştik. Son bir haftadır yaşanan tersliklerden sonra sonunda sırtımız kuru bir yatak yüzü gördü. Öğlene kadar otelde uyuyup sonra içinde banyo da olan düzgün bir otel bulmak için şehir merkezine inmeye karar verdik. Yaşanılan onca terslikten sonra bir kaç günlüğüne de olsa banyosu olan, iyi bir odada kalmayı ve dinlenmeyi hak ediyorduk.

Artık çürümeye yüz tutmuş olan ıslak eşyalarımızı, ve sırılsıklam olmuş sırt çantalarımızı da yanımıza alarak iki sokak ötedeki Çamaşırhaneye götürdük. Kilosu 15 bs yani 2 dolara çamaşırlarınızı yıkayıp, kuruluyorlar ve ütülüyorlar. Eşyalarımızı çamaşırhaneye bıraktıktan sonra şehir merkezine inip önce karnımızı doyurduk. Fazla dolanmadan bir Buffet’çıya girdik. Et yemekleri, ızgaralar, salatalar ve tatlıların olduğu büyük bir açık büfeden tabağınıza istediğiniz kadar dolduruyorsunuz ve sonra tabağınızı tarttırıyorsunuz. Kilosu 45 Bs. yani 6 dolar civarı. Tek kişi tıka basa ancak 15 Bolivianosluk yemek yiyebilir. Neyse orada karnımızı doyurduktan sonra ayrılıp ufaktan bir şehir turu yaptık.

Santa Cruz sokakları sürekli cıvıl cıvıl

Santa Cruz sokakları sürekli cıvıl cıvıl

Sokakta günün her saati müzik var

Sokakta günün her saati müzik var

Güney Amerika seyahatimin ilk 1-1,5 ayını  Çağdaş ve Gönenç ile birlikte geçirmeyi düşündüğümü önceden yazmıştım. Oturup hep beraber durum değerlendirmesi yaptığımızda yollarımızı Santa Cruz’da ayırmanın doğru olacağına karar verdik. Gönenç Güney Amerika’ya İspanyolca öğrenmek için gelmişti ve Santa Cruz hem iklim hem şehir olarak hem de fiyatların ucuzluğu açısında çok hoşuna gitmişti. Santa Cruz’da ona kurs ve kalacak yer bulmaya karar verdik. Çağdaş ise İngiltere’ye dönmesine az zaman kaldığı için hemen La Paz üzerinden Lima yapıp Machhu Picchu’yu gezmeyi ve İngiltere’ye dönmeyi düşünüyordu. Ben ise Samaipata-Valle Grande- Sucre- Potosi -Uyuni yapmadan La Paz’ a gitmek istemiyordum. Gönenç’e en kısa zamanda kurs ve kalacak yer ayarlayıp yollarımızı ayırmaya karar verdik.

Plaza Principal

Plaza Principal

Şehir Merkezinde 10 dolar civarına özel banyolu, tek kişilik oda bulmak mümkün. Bir de Bolivya’da şöyle garip bir durum var. Backpackersların kaldığı hosteller her zaman normal otellerden daha pahalı. Fiyat sorduğumuz hostellerde 8-10 kişilik paylaşımlı odalar için 80 Bolivianos yani 11 dolar civarı para istiyorlardı. En kötü hostelde fiyatlar 6 dolardan başlıyordu. Gidip hostel’de paylaşımlı oda için 6-10 arası bir para vermektense 4-10 dolar arası değişen fiyatlarda normal bir otelde tek kişilik özel banyolu odada kahvaltı dahil kalmak mümkün.

Güney Amerika genelinde meydanlar büyük bir kiliseye açılıyor

Güney Amerika genelinde meydanlar büyük bir kiliseye açılıyor

Neyse kendimize şehir merkezinde bir otel bulup Gönenç için İspanyolca kursu bakmaya başladık. Şehirde bir tane bile yerleşik kurs bulmak mümkün değil. Şehrin altını üstünü getirdim. CBA diye bir dil okulu var 3-4 katlı büyük bir kurs. Oraya bile gittim ama ingilizce kursu dışında kurs bulmak neredeyse imkansız. Bazı hostellerde hocalar gelip kurs veriyorlar hatta Gönenç birine gidip deneme dersi bile aldı. Ama fiyatları oldukça yüksek. Kurs bulmak için şehrin altını üstünü getirirken bir tane özel hoca buldum.  Saati 4 dolardan özel kurs verebileceğini söyledi. İki saat deneme dersi vermesi için anlaştık. Gönenç dersin sonunda hocadan çok memnun kaldı ve artık daha fazla hoca aramaya gerek olmadığını söyledi. Haftada 4 gün, günde 2 saat ders vermesi için hoca ile anlaştık. Ayda 120 dolara İspanyolca kurs işini halletmiş olduk.  Kalacak yer için Üniversite çevresinde öğrenci evi aradım 2 gün boyunca ama çabalarım sonuçsuz kaldı. Çağdaş ile Gönenç en sonunda bir hostel ile günlüğü 30 Bolivianos yani 4,5 dolara anlaşmışlar. Aylık 130 dolara barınma işini de halletmiş olduk. Yani Kurs ve barınma Gönenç’e toplam 250 dolara malolacaktı ve bu fiyat fena bir fiyat değildi.

Gittiğim yerlerde dolaşmaktan en çok zevk aldığım yerler kuşkusuz pazar yerleri

Gittiğim yerlerde dolaşmaktan en çok zevk aldığım yerler kuşkusuz pazar yerleri

Pazar yeri

Pazar yeri

Bolivya'nın beyaz çiftçileri. Bunlar Amishlere benzeyenlerden biraz daha farklı en azından 20. yy elbiseleri giyiyorlar.

Bolivya'nın beyaz çiftçileri. Bunlar Amishlere benzeyenlerden biraz daha farklı en azından 20. yy elbiseleri giyiyorlar.

Kurs ve barınma işini hallettikten sonra şehrin tadını çıkarmaya karar verdik. Santa Cruz bizim sahil beldelerine benzer yumuşak iklimli, palmiye ağaçları ile süslü güzel bir şehir. Sokaklarda ilerlerken sanki karşınıza deniz çıkacakmış gibi hissediyorsunuz. Bolivya’nın en zengin kentlerinden biri olan Santa Cruz’da sokaklarda dünyaca ünlü mağazalar  ve 300-400 bin dolarlık arabalar ile karşılaşıyorsunuz.  Öyle ki bir an kendimi Hızlı ve Öfkeli filminin setinde hissettim. Sokaklar resmen Need for Speed’ten fırlamış gibi gözüken pahalı modifiye arabalar ile süslü. Altlarında neonlar yanan, nitro düzeneği olan garip garip arabalar yolarda geziniyor. Düşünsenize bu ülkede şehir merkezleri dışında tüm yollar toprak ve Santa Cruz’lular birbirinden pahalı yarış arabaları ile geziniyorlar.  Hummer limuzinler binek arabası olarak kullanılıyor daha ne diyeyim. Ülkenin kaymak tabakasını oluşturan Santa Cruz’luların Evo Morales’i sevmemelerine şaşmamalı.

Şehrin zenginliği elbette fiyatlara da yansıyor. Bırakın merkezdeki mağazaları, pazar yerlerinde bile fiyatlar dudak uçuklatıyor. Özellikle tekstil çok pahalı. İhtiyacım olduğu için Bermuda Şort arıyordum. Mağazalarda 60 dolardan, pazarda ise 30 dolardan başlıyor. Tekstil alışverişimi mecburen La Paz’a bıraktım.

Tekstil ürünlerinin pahalılığı dışında şehir oldukça rahat bir şehir. Gecenin 2’sinde bile her yer cıvıl cıvıl, insanlar ailecek sokaklarda geziniyorlar. Biz Santa Cruz’a vardığımızda şansımıza karnaval vardı. 2 gün boyunca hem gündüz hem de gece bir sürü gösteri oldu.  Önceki haftanın yorgunluğunu karnaval coşkusu sayesinde üzerimizden attık.

Karnaval gerçekten rengarenkti

Karnaval gerçekten rengarenkti

 

Santa Cruz’da yaşadığım bir diğer ilginçlik ise Türkiye’den Mustafa ile karşılaşmak oldu. Mustafa bloğumun takipçisiymiş ve Güney Amerika’ya gelmeden önce Seyahat öncesi hangi aşıları vurduralım? yazımdan fayadalanmış. Blog üzerinden benimle iletişim kurdu ve şehrin en merkezi noktası olan meydandaki Irısh Pub’ta randevulaştık. Mustafa Konya’da yaşayan bir arkadaş ve Konya’dan Santa Cruz’a uzanan ilginç bir aşk hikayesi var.  Sevgilisi ile Konya’da Alaeddin Tepesi civarında karşılaşmışlar ve o an bir kıvılcım parlamış. Mustafa 4-5 kere Türkiye’ye gelen sevgilisine iade-i ziyaret için yıllık iznini almış ve Sao Paulo üzerinden Santa Cruz’a gelmiş. Ne diyelim, umarım yakında düğünlerini de araştırmacı blogçu olarak fotoğraflar bu sayfalarda yayınlarız.

Mustafa ve kız arkadaşı ile sohbet ettik.

Mustafa ve kız arkadaşı ile sohbet ettik.

 

Santa Cruz’da 3-4 gün dinlendikten sonra Çağdaş ve Gönenç ile vedalaşıp yolculuğuma tek başıma devam ettim ve Samaipata yollarına düştüm. Onu da bir dahaki yazıda anlatırım.

Bu arada karnaval ile ilgili bir kaç video çekmiştim ama internet bağlantısı o kadar yavaş ki bir türlü videoları upload edemiyorum. o yüzden sizinle  şimdilik karnaval’da çektiğim bir kaç fotoğrafı paylaşayım. Videoları upload edebilecek internet bağlantısına kavuştuğumda karnaval videolarını da paylaşırım.

Karnavaldaki her takımın bir kraliçesi var

Karnavaldaki her takımın bir kraliçesi var

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

Karnaval

 

5 Responses to Santa Cruz ve yol arkadaşlarından ayrılış

  1. Ersan

    Çok keyifli anlatıyorsunuz. Kaleminize sağlık.

  2. S.

    O Alman çocuğa ne oldu? Alaydın yanına, sevaptır. Cavır memleketlerde bir başına kalmış zaar :)

  3. mehmet

    senden eglenceli şeyler duymak onca aksilik ardından içimi rahatlattı…
    birde bu gezi bir programa dönüşebilir yar bana bir yolculukda iyi bir isim olur:)

  4. Mustafa

    Koray teşekkürler emeğine sağlık yine çok güzel yazmışsın hem bizi hem diğerlerini hala oradaymışım gibi hissettim bi an :)

Koray Doğan Üresin için bir cevap yazın Cevabı iptal et