Uros; Puno’nun sazdan yapılmış adaları.

Önceki yazımda Puno’daki en önemli turistik faaliyetler arasında, Puno yakınlarınlarındaki sazdan yapılan adalara yapılan turları saymıştım. Bugün sizlere bu sazdan adaları yani Uros’u ve orada yaşayan, çalışan insanları anlatacağım.

Titicaca gölünden Copacabana’yı anlatırken biraz bahsetmiştim. Bolivya ve Peru arasında bir nevi doğal sınır oluşturan Titicaca gölü bizim Van Gölü’nün yaklaşık iki katı genişliğinde gerçekten de büyük bir göl.  Deniz seviyesine yüksekliği 3800 metre diye belirteyim de burada yüzülemeyeceğini anlayın (bizim ağrı dağının deniz seviyesine yüksekliği 5 bin küsur metre :) Göl bir çoğunda insan yaşamı olan ve büyük olanları Bolivya’ya ait olan bir sürü irili ufaklı adaya sahip. 130 sene önce Pasifik Savaşlarında denize kıyısı olan bütün kıyılarını komşularına kaptıran zavallım Bolivya’nın 5000 kişilik, 170 teknelik Deniz kuvvetleri de sadece bu gölde varlık gösteriyor.  La Paz’da resmi törende bir kaç amirallerini görmüştüm Deniz Kuvvetlerinin. Gerçekten de hüzünlü bir manzara. 3-5 tekneye komuta eden, omuzlarının üstü galaksi misali yıldızlı amireller.

Titicaca gölü koloni dönemi öncesinde de sonrasında da yöre insanı için önemli bir geçim kaynağı olmuş. Gölde yetişen alabalıkların insana gençlik verdiği düşünülüyor. Göl üzerinde bizim ege denizindeki gibi yaygın olmasa da balık çiftlikleri göze çarpıyor. Ama insanların çoğu geleneksel balık avlama yöntemlerini tercih ediyor.

Yazımızın konusunu oluşturan Uros insanları da gölün doğal zenginliği olan balıkları avlamayı kendilerine meslek edinmiş bir grup insan. Titicaca gölü üzerindeki adalarda yaşayan diğer adalılardan farkları ise kendi adalarını kendilerinin yapmaları. Vakti zamanında adalardaki güzel yerlerin tamamı kapılmış olmalı ki bu Uroslular kafa kafaya verip kendi adalarını yapmanın yolunu bulmuşlar. Totora denilen papirüsgillerden bir bitki ile sepet örer gibi  kendilerine boy boy ada örüyorlar. Totora ile yalnızca ada mı yapıyorlar? Elbette hayır, kendilerine bu bitki ile Sallar ve evler de yapıyorlar. Hatta yakacak olarak da bu bitkiyi kullanıyorlar.

Urosların yaşadığı bölge (ki bence uros falan yaşamıyor o bölgede, ilerleyen kısımlarda nedenlerini yazacağım) Puno’ya tekneyle yaklaşık 15 dakikalık mesafede. Şehir içinde ve otellerde size Uros turu satmaya çalışan bir çok insanla karşılaşacaksınız. Aman diyeyim satın almayın. Şehir içinde tur biletleri 30-40 soles arasında değişiyor. Ancak şehir merkezinden 10 dakika yürüyüp limana giderseniz, Uros adasına tekne gidiş dönüş 10 soles.

Limana doğru

Limana doğru

Liman kapısı

Liman kapısı

Uros bilet gişesi

Uros bilet gişesi

 

Ben de tıpış tıpış limana yürüyüp ucuza biletimi alarak gittim bu adalara. Zaten şehir içinden satın aldığınız turlar da sizi aynı tekneler ile götürüyor ve ekstra bir hizmet sunmuyorlar.

Yukarıda da bahsettiğim gibi yaklaşık 15 dakikalık bir yolculuktan sonra adaların bulunduğu bölgeye geliyorsunuz. Adalar diyorum çünkü Uros dediğimiz yer tek bir adadan oluşmuyor. Birbirine bağlı 50’nin üzerinde adadan oluşan bir kompleks Uros. Hani Harran’da konik evleri gezmek için birden fazla seçenek vardır ya. Tur şirketi istediği yerde durur. Burada da aynı Harran’daki evler gibi, her ada ayrı bir ticari kuruluş gibi çalışıyor. Tekne istediği adadan birinin önünde duruyor. Turizme açılan yerlerde, insanların turistik nesne haline getirilmesi gerçekten de üzücü. Bunun adı Urfa olsun, Afrika olsun, Peru olsun hep aynı manzara yaşanıyor. Adaya yanaştığınız zaman, uzaktan sazların üzerine uzanıp pineklediğini gördüğünüz insanlar birden canlanıveriyor. Hepsi güya günlük ada işleri ile uğraşmaya başlıyorlar. İki üç kadın koşup dokuma yapıyor gibi gözüküyor, bir kaç kadın güya yemek pişiriyor. Tam bir turistik tiyatro.  Aynısı, -bilmiyorum önceden gitme fırsatı buldunuz mu ama- bizim turistik yerlerdeki hani şu tur otobüslerinin yanaştığı büyük hangar gibi halıcılar var ya onlarda da yaşanır. Üzerine ölü toprağı serpilmiş olan halıcı, tur otobüsü yanaştığında birden canlanıverir. Orada çalışan geleneksel kıyafetli kadınlar hemen güya halı dokumaya, yün eğirmeye, ipek ayıklamaya başlar. Gelen turist de sanki o halılar orada taze taze yapılıyormuş gibi binlerce dolarlık halılara hücum ederler. Uros adasında da her şey aynı, bildiğiniz turistik pandomim.

Adanın şefi (yersen) teknedeki herkesi teker teker selamlayarak hepimizin tekneden inmesine yardım etti. Ada üzerinde yürümek gerçekten zor iş. Üst üste yığılmış sazların kimi yerleri yumuşak kimi yerleri sert. Sanırım ada toprağını oluşturan sazların suya direncini eşit tutmak mümkün değil. Kimi noktalarda çürüme daha hızlı oluyor. O yüzden bu adalara gidecekseniz yanınıza fotoğraf makinası dışında hiç bir şey almayın, üzerinizde gereksiz ağırlık olmasın.

Tekneden inip selamlaşma faslını bitirdikten sonra şef hepimizi adanın ortasına kurulmuş olan hasırlı oturma grubuna çağırdı. Size adalar hakkında bilgi verdikten sonra fotoğraf çekmeniz için fazlası ile boş zaman vereceğim diyerek aldı sazı eline. Bilmiyorum Harran ya da Hasankeyf’e gezmeye gideniniz var mı. Orada küçük fahri rehberler vardır. 7-8 dilde size bölgeyi anlatabilirler. Ama nasıl anlatma, tek kelimesini bile bilmedikleri bir dilde ezberledikleri metni size şiir okur gibi melodik bir sesle , makinalı tüfek gibi bir çırpıda aktarırlar. O çocukların 5 dakikada aktardıkları aynı metni size versem kesinlikle 20 dakikadan daha hızlı bir şekilde anlatamazsınız. Bizim Uroslu şef de aynı şekilde binlerce defa turistlere sergilediği şovu bize de gayet ruhsuz, gayet mekanik bir şekilde sundu. Kazık gibi adam, bizim Harranlı çocukların sempatikliğine de sahip olmadığı için şovu bana iyice tatsız geldi. Birbiri ardına ezbere yaptığı espriler kendisi dışında kimseyi güldürmedi.

Ada ve orta yerindeki brifing bölümü

Ada ve orta yerindeki brifing bölümü

Ada

Ada

Şef bize adaları nasıl inşa ettiklerini anlattı. Önce bitki köklerinden oluşan bol lifli bir toprak var. Bulundukları bölgeye yakın bir yerde bu toprağı kalıp kalıp çıkartıyorlar. Bu bol lifli toprak içerdiği kök ve lifler nedeni ile suya tam olarak batmıyor. bu kalıpların üzerine önceden kestikleri sazları bir sıra dik bir sıra yatay şekilde seriyorlar. Adamız hazır. Ada rüzgarda yüzüp sürüklenmesin diye de adayı bir kazığa bağladıkları zaman işlem tamam. Sonra adanın üzerine kulübe ve fırın yapıyorlar. Adam bunları anlatırken, hızlı hızlı ada sakinlerinin ve şefin cinsel yaşamı ile ilgili kaba saba espriler yapmayı da ihmal etmedi.

Adanın şefi bize ada yapımını öğretiyor

Adanın şefi bize ada yapımını öğretiyor

Adayı bitirdik şimdi sıra evleri kondurmakta

Adayı bitirdik şimdi sıra evleri kondurmakta

Teknesiz ada olmaz

Teknesiz ada olmaz

Anlattığı onca şey arasında “Uros’un artık balıkçılıkla uğraşan kısmı yüzde 10’u geçmez, artık hepimiz turizm işindeyiz” demesi dikkatimi çekti. Ben bunun türkçe meailini ” Biz Urosta yaşayan insanları önce aç bırakıp kentlere göçmeye zorladık. Sonra baktık ki turistler sazdan adalara meraklı. Peru’nun farklı yerlerinden gelip burada ada işi yapmaya başladık. Bu adalarda Uroslu arıyorsan avucunu yalarsın” şeklinde yaptım.  Adaların hali de bu mealimin ne kadar haklı olduğunu gösterir nitelikteydi. Adalar üzerinde gördüğümüz kulübeler, fırınlar, yataklar hep bir tiyatro gösterisinin parçası. Burada güya yaşıyor gibi gözüken insanlar gündüzleri adalarda turist ağırlayıp akşam olduğunda Puno’daki evlerine dönen sıradan insanlar.
Brifing bittikten sonra adayı gezmeyi başladık. Ada dediğime bakmayın bir köşeden bir köşeye taş çatlasın 40 metrelik bir yer bu ada dediğim. Bütün adalar da yaklaşık bu boyutlarda inşa edilmiş. Adalar 3-4 ailenin yaşaayacağı şekilde inşa ediliyor ve üzerinde de 4-5 kulübe oluyor. Ancak bu bahsettiğim 3-4 ailelik adalar yan yana inşa edildiği için büyükçe bir kasaba halini alıyor bu ada devleti.

Adanın orta yerine 4-5 tezgah koymuşlar bu tezgahlarda sanki o adada üretiliyormuş gibi normalde fabrikasyon olan dokuma işleri, incik boncuk satılıyor. Adaya dair, adaya özgü bir şey bulmak imkansız. Bir tek sazdan yapılmış teknelerin maketleri var ki onlar da atölye işiyim ben diye 1 km öteden bağırıyor. Ama onları da alıp bavulda muhafaza etmek zor. Alpaka dokuması diye yüzde yüz sentetik dokumalar satıyorlar. Hadi yalan olmasın belki içinde yüzde 10 pamuk ya da yün vardır. Tezgahtar kadına “Eskiden adada sazların üzerinde alpaka besleyip, hayvancılık mı yapıyorlardı, bunu ada mamülü  diye satıyorsunuz” diye sorayım dedim ama oynadıkları tiyatroyu bozmak istemedim.

Adadan tezgahlar

Adadan tezgahlar

Adadan

Adadan

Adadan

Adadan

Puno’nun sert karasal ikliminin en yoğun hissedildiği yerler sanırım bu adalar. Ada üzerinde teknik olarak ağaç yetişmesi imkansız olduğu için yakıcı güneşten korunacak tek bir gölgelik bile yok. Bir süre sonra güneş iyice dayanılmaz hale geliyor. Tam “yok mu beni kurtaran” diyecektim ki, tezgahlarda yeterince satış yapıldığını düşünen ada şefi bizi tekrar topladı. Sazdan yapılmış tekne ile ufak bir gezinti yapılacağını ve ücretinin 7 soles olduğunu söyledi. Kendisi bu teknelere “bunlar buranın  Mercedes Benz’i” diyor. Bizim tekne ile gelen herkes istisnasız 7 solesi ödeyip bu ekstrra turu satın aldı. Gelmişken binmemek olmaz diyerek ben de parayı ödeyip tekneye kuruldum.

Biraz sonra bineceğimiz Sazdan tekne adanın iskelesine yanaştırılıyor

Biraz sonra bineceğimiz Sazdan tekne adanın iskelesine yanaştırılıyor

İskele falan yok aslında, binmesi gerçekten zor

İskele falan yok aslında, binmesi gerçekten zor

Tekne tamamen sazdan yapılmış, katamaran misali iki kısımdan oluşuyor. Teknenin sağına ve soluna iki kişi oturup kürekleri çekiyor. Bolivya ve Peru için her şey söylenebilir, onlarca olumsuzluk sayılabilir ama dikkatimi çeken bir nokta var ki kadınlar yaşamın her alanında aktif. Ağır hafif demeden bütün iş kollarında kadınlar çalışabiliyor. Bolivya ve Peru da inşaatlarda sırtında tuğla taşıyan, harç karan, kamyon ve otobüslerde direksiyon sallayan yüzlerce kadın görüyorsunuz. Hatta Bolivya’da yol işçilerinin, belediye işçilerinin tamamı neredeyse kadın. Kadın işi, erkek işi diye bir ayrım yok. Nitekim Uros’daki teknelerde de kürek çekenlerin çoğunluğu kadın.

Kadınlar her yerde

Kadınlar her yerde

Teknemiz gayet hızlı bir şekilde adalar arasında ilerledi. Adaları daha yakından görme fırsatım da oldu bu şekilde. Adalar yukarıda da dediğim gibi 3-4 ailenin yaşayabileceği şekilde inşa edilip diğer adalara bağlanıyor. Konuyla ilgili broşürlerde 50 civarı ada var denmesine rağmen benim tahminim bu şekilde inşa edilmiş 100’e yakın ada var.

Gölden tekneler

Gölden tekneler

Tekneden etrafa bakış

Tekneden etrafa bakış

Adalar

Adalar

Her adanın kendi gezinti teknesi var

Her adanın kendi gezinti teknesi var

adalar

adalar

Geze geze ada kompleksinin merkezi noktası denilebilecek büyükçe bir adaya geldik. İlk ziyaret ettiğimiz adanın 8-9 katı büyüklüğünde bu adanın üzerinde büyük büyük kulübeler, hediyelik eşya dükkanları, lokanta ve market vardı. Sanırım bu adaya tekneyle turist getiren diğer ada sakinleri lokanta ve dükkan satışlarından pay alıyorlar. Saz bir ada üzerinde taze alabalık yeme fikri turistleri zaten fazlası ile cezbediyor. ancak ben Copacabana’da göle akan lağımları gördükten sonra bir daha Titicaca gölünden çıkan balık yememeye yemin ettiğim için lokanta sahibinin davetini reddediyorum. Benim tekneyle gelen yerli ve yabancı turistlerin tamamı istisnasız lokantaya girip alabalık yiyor. Ben bu sırada tam türk tipi “ulan buraya günde 200 tekne gelse, her tekneden 10 kişi alabalık yese ne para yapar ama” hesapları yapmaktan alamıyorum.

Merkezi ada

Merkezi ada

Geleksel kıyafetleri üzerine geçiren bir Rus turist poz veriyor. Aynı şey aynen Harran'da da yaşanıyor

Geleksel kıyafetleri üzerine geçiren bir Rus turist poz veriyor. Aynı şey aynen Harran'da da yaşanıyor

Adanın bakkalcı amcası

Adanın bakkalcı amcası

Orada bir ada var uzakta...

Orada bir ada var uzakta...

Adanın hükümet binası

Adanın hükümet binası

Adalar

Adalar

Tekneler

Tekneler

 

Sanırım burası adanın tersanesi :)

Sanırım burası adanın tersanesi :)

Lokanta

Lokanta

Tur bittikten sonra Puno’ya döndüğümde yine Puno yakınlarında bir kaç adaya tur düzenlendiğini, bu adalarda tur kapsamında turistlerin yerli halkın yanında misafir edildiğini öğreniyorum. Bu hafta bu kadar tiyatro yeter diyerek Arequipa yoluna koyulmak için hazırlıklara başlıyorum.

Velhasıl, tüm turistik tiyatro görünümüne rağmen, sazdan adalar üzerinde yürümek, eskiden insanların burada nasıl yaşadığı ile ilgili hayaller kurmak çok heyecan verici. Eğer Puno’ya yolunuz düşer de gelirseniz bu adaları kesin ziyaret edin. Tiyatro kısımlarında gözlerinizi kapatmayı unutmayın.

 

 

 

 

 

 

4 Responses to Uros; Puno’nun sazdan yapılmış adaları.

  1. İsmail Alacaoğlu

    Çok enteresanmış! Sazdan adanın üzerinde yürümek kesinlikle güzel olmalı :)

  2. Arda

    Çocukluğumda okumuştum bu adaları ve etkilenmiştim. Görmek sana nasılmış…..

Bir cevap yazın