Dibulla’da çadırlı geceler

Bogota’da paralar suyunu çekince en iyi çözümün bir çadır edindikten sonra  Karayip kıyılarında sakin bir yere gidip en azından konaklamayı bedavaya getirmek olduğuna karar verdim.

Dibulla

Dibulla

Bogota’daki Home Center isimli büyük bir mağazaya gidip kendime ucuz cinsinden bir çadır baktım. 45 liraya çift katlı, iki kişilik, kullanma kılavuzunda yazdığına göre su geçirmez bir çadır aldım. Bogota’da yanında kaldığım arkadaşın jimnastik yapmak için almış olduğu köpük türü bir malzemeden mata benzer bir şiltesi olduğu için kendime mat almadım.

Kolombiya o kadar pahalılanmış ki ben bu çadırda çok değil sadece 2 gün kalsam bile çadır kendini amorti ediyor hatta kara bile geçiyorum. Zira Karayip kıyılarında otel ve hostellerin fiyatları 20-40 lira arasında seyrediyor.

Önceki seyahatlerimde gayet paralı bir adammışım sanırım. Otel veya hostelde kalmak maddi olarak beni zorlamadığı için ne çadıra ne de backpack çantaya ihtiyaç duymuştum. Hatırlarsınız bu seyahate çıkmadan önce de bu bloğa yazdığım bir yazıda büyük büyük konuşmuştum ne gerek var backpackers çantasına, mis gibi çekmeli bavul alırım hem de sırtım ağrımaz diye büyük büyük konuşmuştum. O zaman Ekşi Sözlükten Otisabi, bak yanlış yaparsın, kendine backpack al rahat et, diye çok uyarmıştı. Onunla da bir güzel iddialaşmıştım, ne gerek var backpack’e ben dağcı mıyım diye de ukalalık yapmaktan da geri kalmamıştım. Home Center’da çadırı satın aldıktan sonra,
arkadaşımın evindeki mat benzeri şilteyi ve Karayip kıyılarında kumların üzerinde bata çıka ilerleyecek olan beni gözümün önüne getirdirdim ve elimdeki bavul ile çadır malzemelerini taşımanın imkansız olduğunu anladım. Madem çadır kuracaktım olabildiğimce mobil olmalıydım. O yüzden tükürdüğümü yalayıp kendime ucuzundan bir backpack aldım. 80 litrelik backpack çanta için 50 lira verdim ama dikişleri gözüme pek sağlam geldi. Beni yolda bırakmayacağını düşünüyorum.
Çadır ile yapacağım seyahate Kolombiya’nın Guajira denilen bölgesinden başlayıp Maicao- Riohacha- Palomino-Taganga- Tayrona gibi yerleri gezdikten sonra Cartagena’ya doğru devam ettirmeye karar verdim. Bu güzergah üzerinde çadır da kurabileceğim bir çok plaj ve küçük kasaba bulabileceğime inanıyorum. İlk durak olarak önceden de bildiğim Dibulla isimli balıkçı kasabasını belirledim. Dibulla’da 10 gün civarı çadır kurup çadır yaşamı konusunda ustalaştıktan sonra diğer noktalara gitmek benim için daha kolay olacaktı.

Dibulla

Dibulla

Kolombiya’nın Venezuela ile sınır kasabası olan Maicao’ya biletimi aldım. İşin doğrusu neredeyse  bütün paramı bilete yatırdım. Kolombiya, Türkiye ile beraber petrolün en pahalı olduğu ülkelerden biri olduğu için 19 saatlik bu yolculuk için 140 lira bayıldım. 19 saat süren yorucu bir yolculuktan sonra akşam üstü saat 4 gibi Maicao’ya vardım. Maicao hakkında önceden  şöyle yazmışım;
“kolombiya ile venezuela arasında bir sınır kasabası. tüm sınır kasabaları gibi maicao’ da kaçak eşyaların sergilendiği süslü tezgahları ile bir pazar yeri görünümünde. kenti ilginç yapan sokaklara kurulmuş marakeş’ i andıran pazarlardan çok gerçek marakeş’ liler. bu kent sanırım kolombiya’daki, genel nüfusa göre en kalabalık arap nüfusu oranına sahip yerleşim yeri. kuzey afrika vatandaşları, lübnanlılar, suriyeliler ve filistinliler kenti resmen ele geçirmişler. kent merkezinde büyük bir cami var (ki maicao’daki en büyük dinsel yapı bu cami). sokakta yürürken esmer kolombiyalılardan çok onlara göre fazlasıyla beyaz tenli olan başörtülü teyzelere ve hacı takkeli amcalara rastlandığı için insan bir an “ulan acaba iç anadolu’ da bir kasabada mıyım acaba” yanılsamasına düşüyor. ancak en yakın barda tüketilen yarım şişe ron’ dan sonra huzurlu gerçeğe hızlı bir biçimde geri dönülmesi muhtemel.”
Maicao sınır ve sınırın getirdiği kaçakçılık olanakları nedeni ile oldukça hareketli, kaotik bir kasaba . Ve elbette tehlikeli bir nokta. Geçen sefer kaldırımda yürürken dibimde çat diye adam vurmuşlardı. Yani anlayacağınız Maicao sınırları içerisinde çadır kurmak tehlikeli sonuçları olan bir girişim olur. Yol yorgunluğu ve Bogota’nın mis gibi bahar havasından sonra  Maicao’nun o insanın yüzüne yüzüne vuran cehennem sıcaklarının da etkisi ile Dibulla’ya gitmeden önce otelde bir gece konaklayayım dedim. Önce eli yüzü düzgün bir otele sordum gecelik ne kadar istiyorsunuz diye. Kadın demir parmaklıklı  kapıyı açmaya tenezzül bile etmeden kapının arkasından 50.000 pezos (50 liraya denk geliyor) diye seslendi. Benim yanımda toplasan 70 lira para olduğu için hiç tereddüt etmeden uzaklaştım.
Terminal binasına doğru ilerlerken oldukça salaş görünümlü iki yere daha fiyat sordum. Biri 25 diğeri ise 30 lira istedi gecelik. Baktım olacak gibi değil hiç durmadan Dibulla’ya doğru ilerlemeye karar verdim. Terminalden Barranquilla yönüne giden bir otobüs buldum. Barranquilla yönüne gittiği için önce Riohacha’ya gidip oradan Dibulla için ayrı vasıta bulmama gerek kalmamıştı.
Doğrudan kasaba yol ayrımında inebilecektim.
Normal şartlarda saat 5’te bindiğim bu otobüsün beni saat 7-7,5 civarı Dibulla önlerinde indirmesi  gerekiyordu. Ama bizim otobüs yolda iki kere bozulunca ben zifiri karanlık Dibulla yol ayrımına geldiğimde saat 10:30’du. Yol ayrımından Dibulla’ya olan mesafe yaklaşık 6 km. Gecenin o vaktine kasabaya yürümek hem kolay değil hem de oldukça tehlikeli. Yol ayrımındaki çardağa
doğru yürüyüp çardağın altında bira içen gençlere merhaba dedim. Gençlerin motorsikletleri  çardağın yanında sıra sıra dizilmişti.

Buralarda bütün motorsikletler taksi görevi gördüğü için bira içen gençlerden birine “beni kasabaya kaça atarsın” diye sordum. 10 lira para istedi. Zaten cebimde 3 kuruş para kalmış onu da çocuğa kaptırmamak için türk usülü sıkı bir pazarlığa  giriştim. 5 lira + 1 bira karşılığında çocukla anlaştık. Çocuğa birasını peşin peşin ısmarladım. Bizimki birayı bir dikişte içip, hadi gidelim diye bana seslendi. Kafamda, bu sarhoşun motoruna binmek mi daha tehlikeli yoksa Dibulla’ya tek başıma gece karanlığında ağaçların arasında yürümek mi daha tehlikeli diye tartıp, Çocukla seyahat etmenin daha güvenli olduğuna karar verdim.
Dibulla’nın girişinde bizim devlete ait kuruluşların yaz kamplarına benzer devlete ait kamp gibi bir şey var. Çocuğa, burada bir durup soralım, çadır kurulabiliyor muymuş buraya, ne kadar istiyorlarmış çadır yeri için, dedim. Gece karanlığında plaja gidip el yordamı ile çadır kurmaktansa en azından burası ucuzsa ilk gece burada kalabilirim diye düşünüyordum. Kampın önünde durduk ki in cin top atıyor. Demir kapısına defalarca vurduktan sonra nihayet 200 metre ileriden el fenerlerinin ışığını gördük. Yanımıza gelen görevlilere buraya çadır kurup kuramayacağımı sordum. Adamlar kurabilirsin ama sabah 6’da kamp açıldıktan sonra kurabilirsin, diye cevap verdiler. Görevlilerde ana kapının anahtarı yokmuş o yüzden kapıyı açamazlarmış, sabah müdür geldikten sonra giriş yapabilirmişim. Çaresiz plaja gitmeye karar verdim.

Motorcu çocuk beni köyün merkezine bıraktı. Turist görmeye pek alışık  olmayan köylülerin meraklı bakışları altında plaja doğru yürüdüm. Plaja doğru giden patikadan yürürken birden, daha önce türk görmedikleri her hallerinden belli 5-6 köpek önümü kesti. Köpeklerin saldırısını türk üsulü “hoştt” diye gürleyerek savuşturdum. Benim çektiğim Hoşt’u duyan köpekler neye uğradıklarını şaşırıp kaçıştılar. Bu geceki tek köpek maceramın bu  olmayacağını nereden bileyim, karanlıkta tökezleye tökezleye plaja nihayet vardım.

Plajdan

Plajdan

Plajda gördüğüm hindistan cevizi ağaçlarından birini, gözüme kestirerek,  karanlıkta el yordamı ile çadırımı bu hindistan cevizi agacının altına kurmaya başladım. Kurarken de umarım kafama hindistan cevizi düşmez diye dua ediyorum. Biraz zorlansam da çadırımı düzgün bir şekilde kurdum. Çadırı kurunca bana bir güven de geldi. Bu karanlıkta, gecenin bu saati çadır kurabiliyorsam bu kampçılık işinde bana karada ölüm yok diye böbürlendim kendi kendime.

Çadırım

Çadırım

Aslında acemiliğime gelmiş. Bizim Çağdaş bana Bolivya’dayken pilsiz cinsinden, kurma kollu, afili bir kampçı lambası hediye etmişti. Keşke çadırı kurmadan önce akıl edipte o lambayı çantamdan çıkartsaymışım. Çadırı çok daha çabuk kurardım. Gerçi çadırı kurduktan sonra Çağdaş’ın lambası çok işimi gördü. Lamba sayesinde çadır içerisinde kitap okumak etrafımı görebilmek ve  eşyalarımı  yerleştirmek mümkün oldu.
Çadırı kurup yerleştikten sonra içeride lambamı açmış keyifle kitap okuyordum ki, birden çadırın kapısı zorlanmaya başladı. Hemen yerimden sıçradım ve çantamdaki bıçağı çıkarıp “kim o!” diye seslendim. Cevap yerine çadırın kapısı daha çok zorlanmaya başladık. Eyvah dedim ayvayı yedim. Çadırın fermauarını açıp kafamı dışarı uzatmaya da cesaret edemiyorum. Sonuçta kafaya bir sopa
ya d a pala darbesi yemek d e var. Kapıdan gelen sese kulak verdim, sanki çadırın doğrudan kapısı zorlanmıyor da kapının olduğu yerde çadırın dibine doğru tünel kazılmaya çalışılıyor gibi. O an anladım, kapıyı zorlayan bir insan değil de “gecenin bu saati nereden çıktı bu gecekondu!” diye meraklanan plaj sakini bir köpek. Yine yüksek perdeden bir Hoşt çekerek çadırın kapısına doğru
sertçe vurdum. Bizim zavallı meraklı köpek neye uğradığını şaşırarak viykleye viykleye kaçtı. Çadırı açıp baktığımda, arkasına baka baka kaçan sarı bir köpek gördüm. Bizim bu meraklı köpek ile sabah kalktıktan sonra yüz yüze tanışma fırsatı da buldum. İkimiz de gece yaşanan tatsızlığı çabucak unutup dost olduk. Şimdi benim çadırımın kapısında nöbet tutuyor bizim sarıbaş.

Sabah kalkınca ilk işim çadırın içinden dışarısını fotoğraflamak oldu

Sabah kalkınca ilk işim çadırın içinden dışarısını fotoğraflamak oldu

çadırın içerisinden

çadırın içerisinden

çadırın içerisinden

çadırın içerisinden

Çadırın ertesi gün yerini değiştirdikten sonra durduğu yer

Çadırın ertesi gün yerini değiştirdikten sonra durduğu yer

Dibulla

Dibulla

Çadırın hemen yabnındaki nehir ağzı

Çadırın hemen yabnındaki nehir ağzı

Çadırın hemen yabnındaki nehir ağzı

Çadırın hemen yabnındaki nehir ağzı

Nehirden

Nehirden

Çadırın önündeki plaj

Çadırın önündeki plaj

Dibulla

Dibulla

"Plajdan

Plajdan

Nehir ve Deniz

Nehir ve Deniz

One Response to Dibulla’da çadırlı geceler

  1. M.Serhat Dündar

    İyi heyecan yaşamışsın, okuyunca o kadar bariz değil fakat tahmin edebiliyorum :) Uzak diyarlarda sokakta kalmışlığım var ki bulunduğun yer, benim kaldığım yerlerden çok daha fazla tehlikeli.

Bir Cevap Yazın